Dolar 31,2616
Euro 33,9281
Altın 2.046,24
BİST 9.179,48
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 15 °C
Az Bulutlu

Ali Demirel

26.12.2022
183
A+
A-
Ali Demirel

ALİ DEMİREL

Biga – Gündoğdu Bucağı’ndan.

1301 (1885) doğumluyum. 96 yaşındayım. Köyden bir çıktım 8 senede geldim. Arıburnu Cephesi’nde 27. Alay’daydım. Sonra Arabistan Cephesi’ne gittim. İngiliz’e 2 yıl da esir kaldım. Arıburnu Cephesi’nde 27. Alay’ın o meşhur aynalı tüfeklerini ben yapardım. Marangozdum.

Makineli tüfekçi yazmışlar beni. Benimle beraber 5 kişi var daha bizim köyden. Çanakkale’ye varınca, piyadeye çevirdiler. Beni verdiler 27. Alay’a. Mevzilerimiz Arıburnu’nun üzerlerindeydi. Ben 27. Alay, 2. Tabur, 1. Bölük’te bulundum. Alay Kumandanımız Şefik Bey, Tabur Kumandanımız Kör Halis, Bölük Kumandanımız Haşan Efendi, Takım Kumandanımız Kara Mahmut’du (Mülazım-ı evvel).Mevzilerde 9 ay durdum. 9 ay çakmak çaldım.

Bizim bölük Kabatepe’deydi. Düşmanın çıktığı sabah, 1 ve 3. taburlar Maydos (Eceabat)’taydılar. Biz yalnız 2. Tabur vardık Arıburnu’nda. Arkadan 1. ve 3. Taburlar da yetiştiler. Gavur bizim üzerimize çıktı. Bütün alayca hücum ettik düşmana. Bizim bölükte bütün subaylar vuruldu. Lapsekili Eyüp Sabri kaldı bölüğün başında… Başçavuş’tu

Düşman mevzileri bize çok yakındılar. Bomba atarlardı bizim mevzilerimize. Soğan filan da attılar. Sonra bizim mevzilerin önüne teller gerdiler de düşmanın attığı bombalar bir daha mevzilerimize düşmedi. Tellere çarpıp geri düştü.

Düşman kaçarken, tünel kazıp içine dinamit doldurmuş. Patlatınca bizden bir bölük gitti. Hiç kimse kurtulamadı. Toprak minare gibi havaya çıktı.

27. Alay’ın aynalı tüfeklerini ben yaptım. Marangozdum demiştim ya… Sivillikte marangozluk bildiğimden tüfeklere ayna takma işini ben yaptım. Bölükte piyadeydim esasında.

Birgün düşmandan, düşman mevzilerine yaptığımız bir hücumdan, bir aynalı tüfek ele geçirmiştik. Bizim mevzilerin yanında bir tünel vardı. O tünelin içinde düşmandan elegeçirdiğimiz tüfeğe baka baka bizim tüfeklere de ayna takmıştım. Her mangaya bir tane aynalı tüfek dağıtılmıştı benim yaptıklarımdan. Tüfeğin namlusuna önlü arkalı iki ayna koyardım. Siperden kafanı çıkarmadan aynalara bakıp düşmanı görürdün.

18 Mart’ta düşman zırhlılarının boğazı zorladıkları zaman ben Arıburnu’ndaydım. Boğazdan geçemeyince kâfir, Mortu Limanı’na, Seddülbahir’e zorladı. Oralardan da söktüremeyince, Arıburnu’na çıkardı. Daha sonra Tuzla’ya da çıkardı. Macaristan’dan getirdikleri kısa, ağır obüsler çok işe yaradı. Dik atıyor… Olduğu gibi gemilerin üzerine düşürüyordu o toplar. Biz istihkâmlardan görüyorduk. Gemiye mermi düşünce duman içinde kalıyor ortalık. Gemideki gavurlar kendilerini denize atıyorlardı.

Gavur bizim üzerimize çıkınca biz de hücum etmiştik. O hücumda katırların yanına kadar vardık. O sırada yan ateşine tuttu bizi kâfir. Elimdeki tüfeğin kundağı filan paralandı da, bir demiri kaldı elimde. O gün kalçalarımdan yaralandım. Bak şimdi yürüyemiyorum. Paralandı her yanım benim. Şarapnel parçaları denk geldi bana. Yaralanınca, Demetoka Hastanesi’ne yolladılar. Üç ay hastanede yattım. Sonra, çıkınca tekrar eski birliğime, mevzilere döndüm. Hastaneden dönünce, ben hep aynalı tüfek işine baktım. Alay Kumandanı beni mevziye sokmadı da, aynalı tüfek işine ayırdı..

Arıburnu’nda Atatürk’ü gördüm. Öteki kumandanlarla beraber dikilmişlerdi. Alaylar onların önünden geçtiler. Yürüyüş yaptılar. O zaman gördüm. Heybetli adamdı. Önünden geçtik resmi geçitle. Öyle gördüm.

Harbiye Nazırı Enver Paşa da gelmişti. Onu da gördüm.

Yaralandım dedim ya. Hasta da oldum. Hava değişimine gönderdiler köye. Üç ay sonra  tekrar Çanakkale’ye gittim. Beni bu sefer 24. Fırka’ya verdiler. İstanbul’a gittik. Giydirdiler, kuşattılar, Haydarpaşa’dan bindirdiler trene. Kapattılar kapaklarını trenin… Hadi bakalım Arabistan’a… Gavur dağları’ndan sonra tren yok. 70 gün yol gittik… Yürüye yürüye… Teli el Şehir’e geldik. Ben yürüyemiyorum. Zaten bacaklarımdan yara almıştım Çanakkale’de. 44. Seyyar Hastane’ye yatırdılar.

Hastanede 1 ay kalmadık bile. İngilizler hücuma geçtiler. Hastaneye geliyor ateş. 500 kişi bıraktık hastanede çadırlarda. Başladı çadırlar yanmaya. Beni verdiler hayvanların başına. Kaçtık oralardan herkes kaçıyordu. Bizim alay gitmiş Kudüs tarafına… Biz de Kudüs tarafına gittik. Oralarda bir yerde Sultan Hamid’in bir sarayı varmış. O sarayı hastane yaptık. İngilizler tekrar hücum ettiler. Bozulduk, geri çekildik. Almanlar orada bir nehir üzerine köprü kuruverdiler de o köprüden geçtik geri çekilirken. Şam’a doğru geri geliyoruz. Şam’a kadar geldik. Şam’da 50 bin kişi esir düştük. İngiliz Şam’ı kuşatmış. Bizi öyle esir aldı. Şam’da bir açlık bir açlık… Ekmek yok, aş yok. Ben açıkgözlük yaptım da hastanenin ekmekleri vardı o ekmeklerden doldurdum çuvallara. Öyle idare olduk. Bir Osmanlı altınına bir ekmek sattım orda. Gavur sonra ekmek getirdi. Millet hücum ediveriyor. Ne yaptı bu sefer kâfir geçirdi bizim askeri manga koluna öyle dağıttı… Birine konserve, birine ekmek verdi.

Biner kişilik kafileler halinde 8 gün yol yürüdük, vardık Mısır toprağına… Kanala, îs- mailiye’ye. 12 tel örgü vardı. Üçbiner kişi vardı her tel örgüde. Ben 4. tel örgüdeydim. İki sene esir kaldım İngilizin elinde.

Tel örgülere geldiğimiz ilk günlerden biriydi… Bir İngiliz yüzbaşısı… Biz ayakta dizili bekliyoruz. O İngiliz yüzbaşısı bastonla geziyor, topallıyor. Yanında tercümanı var, tercüman başladı bağırmaya:

27. Alay’dan kim var burada? “Öldürecek değiller ya” dedim. Çıktım ileriye.

“Ben varım” dedim.

Bastonlu gavur, topal topal geldi yanıma. Ellerimden, gözlerimden öptü beni. O topal gavur esirlerin başında kumandan filandı herhalde.

Çok rahat ettim o gavurdan… Allah razı olsun. Bana ayrı bir çadır kurduruverdi. “Yanına iki de arkadaş al” dedi. Bir rahat ettim ama… Sorma…

Arıburnu’nda yaralanmış gavur da. Çok korkmuş gavurlar Arıburnu’ndan…”Türkler bir kişi kalmayasıya öldüreceklerdi İngilizleri” derdi… Tercüman öyle söylerdi. Her ay bana 20 İngiliz Lirası maaş verirdi. Her hafta 80 paket Fiili cigaralarından verirdi. “Sat bunları da para yap” derdi. Kendi de benim çadırdan çıkmazdı. Hep yanımda dururdu.

Ben de o topal gavura, Alaman kaputlarından içi kadife kaplı bir sandık yaptım. Hani, bizim buralarda vardır ya çeyiz sandığı gibi öyle bir şey. Bir de İngiliz potinlerini söküp, iki çift yarım potin yaptım. Elle yaptım… Çivilerini filan hep ellerimle yapmıştım. İki Osmanlı altını hediye etmişti bana. Sandığın üzerine de “Esirler yapmıştır” diye yazdırıp İngiltere’ye götürmüştü. Çok az konuşurdu İngiliz yüzbaşısı. Tel örgülerde 1.000 kişi kalıncaya kadar beni bırakmadı.

Sonra gemilerle İstanbul’a geldik. İstanbul’dan köye geldim.

Çok beygir eti yedik. İngilizler bir kere bize koyun eti verdiler. Geri kalan zamanda hep at eti yedik tel örgülerdeyken.

Askere gitmeden evlenmiştim. Gelince baktım, ben askerdeyken, Nuriye ölmüş. Zatiye’yi aldım. Zatiye öleli 13 sene oluyor. Üç çocuğum oldu. Hepsi yaşıyorlar. Oğlum bakıyor bana burada. Madalyam da yok, maaş da.

Kırık çıkıkta üzerime yoktur. Hâlâ yaparım. Gözlerimin ikisi de görmüyordu, birini açtırdım. Şimdilerde açtırdığım da duman yapıyor. Bir torunum İzmir’de subay.

7 CEPHE’nin GAZİLERİ anlatıyor, Cahit Önder, 2005, s.21-22-23

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.